Paste your Google Webmaster Tools verification code here
"Özgürce düşleriniz olsun. İşte o zaman gündüzleri yıldızları görür, gökkuşağının üzerinden kayabilirsiniz" Sanatlı Bi Blog 11

“Özgürce düşleriniz olsun. İşte o zaman gündüzleri yıldızları görür, gökkuşağının üzerinden kayabilirsiniz”

Genç Kalemler öykü dizisinde bu hafta Genç Kalemlerimizden Ramazan Esmer’in “Öğretmen” öyküsüyle sizleri buluşturacağız. Ramazan Esmer bu öyküsünde Jane Austen ‘in Aşk ve Gurur adlı eserindeki şu giriş cümlesiden esinlendiği görülüyor: “Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekar erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır.” İşte tam bu noktada öykü kahramanımızın meslek aşkı, farkındalık yaratma çabası ve idealindeki aşk ütüyopyasını bulma arayışının başladığını görüyoruz… Bireyin kentte yalnızlaşması,kent sorunsalı, kırsal kesimin insanlarının beklentileri ve daha fazlası…

ÖĞRETMEN

Öğretmen olmak, bu hayatta tek isteği değildi ama en çok  istediği şeydi. Uzun uğraşlardan sonra Santo Domingo’nun  bir köyüne öğretmen olarak atandı. Yüreğinde heyecanlar, içinde umutlar ve yepyeni fikirleri vardı. Gündüzlerin hala kısa sayıldığı şubat ortalarında görevine başladı.

Öğrencileri kısa sürede çok sevdiler yeni gelen öğretmenlerini. Öğretmenleri ise onları daha tanımadan sevmişti. Her yeni derste öğrencilerine yeni bir şey öğretmeye çalışıyordu. Onları; düşünceleriyle, sevgisiyle aydınlık bir geleceğe hazırlamaya uğraşıyordu. Yapılacak çok iş,  aşılacak çok yol vardı. Mücadele zor, o kararlıydı.

Okul dışındaki zamanlarda bir yandan mücadelesini düşünürken bir yandan da Santo Domingo’nun dar sokakları arasında kayboluyordu. Bazen şehri tepeden gören bir kafede oturuyor ve caddeleri, insanları izliyordu. Bu şehir, gizemli ve çekiciydi. Kaldırımların üzerinde çeşit çeşit ayak izleri vardı. Oturduğu yerde türlü düşler kuruyordu. Çoğundada öğrencileri oluyordu. Bazen de bu düş vakitlerinde belli belirsiz bir görüntü çarpıyordu gözlerine. Çok kısa bir süre gözlerinin önünde beliren bu görüntüye, bir anlam veremiyordu.

Kahvesini bitirdiğinde akşam çökmek üzereydi. Kafede şöyle bir göz gezdirdikten sonra kapıya doğru yöneldi. Kapıya yakın bir yerde oturan ve müzisyen arkadaşını görünce onunla selamlaştı. Arkadaşının kafede şarkı söylediğini öğrenince sevindi. Bir parça müzik sohbeti yaptıktan sonra ayrıldılar.

Hava adamakıllı kararırmış, Santo Domingo gizemini bir kat daha artırmıştı. Ceketinin düğmelerini ilikleyen öğretmen, sigarasını yaktıktan sonra dudaklarında hafif bir ıslık mırıldanarak evin yolunu tuttu. Usul usul yürüdüğü sokaklardan sonra evine ulaştı.

Başını yastığa koydu ama hemen uyumadı. Gözlerinin açıp kapatırken yaşadıklarını düşünüyordu. Bu düşünceler arasında bir görüntü, kısa kumral saçları andıran bir görüntü, gelip gidiyordu.

Ertesi sabah gökyüzü güneşliydi ama kış hala varlığını devam ettirme uğraşındaydı.

Öğrenciler sınıfa girdiklerinde camdan dışarıyı seyrediyordu. Usulca yerlerine oturan çocuklar bir iki dakika öğretmenlerini izledi. Öğrencilerden biri dayanamayıp sordu:

Neye bakıyorsunuz?

Öğretmen, başını çevirmeden yanıtladı:

Gökteki yıldızlara.

Çocuklar, öğretmenlerinde bir sorun olduğunu düşündüler. Sabah vaktinde gökte yıldız olması çok anlamsız geliyordu. Çocuk devam etti:

Sabah sabah gökteki yıldızlara mı bakıyorsunuz?

Öğretmen, bu defa öğrencisinin gözlerine bakarak yanıtladı:

Evet çocuk, sabah sabah.

Bir başka öğrenci söz alıp şöyle sordu:

Yıldızlar geceleri gözükmez mi?

Öğretmen, sevecen gözlerle şaşırmış öğrencileri üzerinde bir göz gezdirdikten sonra “Hayal” diye bağırdı ve şöyle devam etti:

Hayal kurun çocuklar. Bırakın gerçekleri, atın bir kenara. Düşüncelerinizi ve düşlerinizi serbest bırakın. Hayallerinizde öyle dünyalar yaratırsınız ki gerçek dünyadan çok daha güzeldir. Özgürce düşleriniz olsun. İşte o zaman gündüzleri yıldızları görür, gök kuşağının üzerinden kayabilirsiniz.

Öğretmen yüksek sesle devam etti:

Bugünkü ödeviniz bir hayal… Hepinizden hayallerinizi istiyorum.

Öğrencilerin yüzü bir anda güldü. İçlerinde bir heyecan tufanı koptu. Hepsi birbirinin yüzüne bakıp tebessüm ediyorlardı.

Akşamüstü eve doğru giden öğretmen minibüste  şoförün hemen arkasındaki ikili koltuğun solunda oturuyordu. Cam kenarında akan yolu, ovaları, tek tük ağaçları izliyordu. Bir aralık gözleri dikiz aynasına takıldı. Kumral bir saç dalgasının aynadan geçtiğini sezdi. Aynaya biraz daha dikkatli bakınca bir arakasındaki koltukta oturan Bayan G’yi fark etti. Gördüğü saç onun saçıydı. Bu kısa ve kumral saçlar dün kurduğu düşlerdeki saçlardı. Bir anda kendini çok garip hissetti. Ne oluyordu böyle? Aynaya bakmamaya çalışıyordu ama gözlerini de alamıyordu. Camdan yana dönemeye çalışıyor, kendini minibüs şoförünün sesini yükselttiği müziğe vermeye çalışıyordu. Ama yine de gözlerinin dikiz aynasına takılmasına engel olamıyordu. Öğrencilerine hayal gerçek dünyadan daha güzel, demişti ama bu gerçek şimdi ona hayalden daha güzel geliyordu. Yol ilerledikçe engel olamadığı tek şeyin gözleri olmadığını anladı. İçinde de bir şeylerin bir yöne akmasına engel olamıyordu.

Minibüsten önce Bayan G.  indi. Birkaç dakika sonra da kendisi indi. Ağır adımlarla merdivenleri tırmandı. Kapıdan içeri süzüldü ve pencere kenarındaki koltuğa oturup günün akşama dönüşünü izlemeye başladı. Şimdi ne hayal ne düş kurmak istiyordu. Gözlerini kapadı ve kumral saçları getirdi gözlerinin önüne. Dalgalı, kumral saçları… Ne ara bu kadar ileri gitmişti. Hangi aralık böyle düşlerine bir ağ örecek kadar tanımıştı onu. Okula geleli daha kaç gün olmuştu ? Bunları düşünürken elini havaya doğru savurdu. “Adam sen de.” dedi kendi kendine. Bunların ne önemi var ki? Önemli olan şu anda. Güzel olan şimdiydi. O hep öğrencilerine “anı yaşayın” demez miydi?

Bu duygular günler geçtikte artıyordu. Bir yandan öğrencileriyle yeni ve güzel işler yapan öğretmen, bir yandan da Bayan G. ye olan hislerini anlatmanın yolunu arıyordu. Her gün  “işte bugün” diyordu ama günler akıp gidiyordu.

Bir akşam, öğretmen arkadaşlar arasındaki toplantıda Bayan G.ye kaçamak bakışlarla bakıyordu. İçinde öyle güzel duygular vardı ki bakışlarına yansıyordu. Bayan G, bu bakışları bazı bazı yakalıyordu ama belli etmiyordu.

Birkaç gündür okula gelmiyordu Bayan G. Merakı iyiden iyiye artmıştı. Birisine sormaya da cesaret edemiyordu. Belki Bayan G’den  söz edilir diye minibüsteki konuşmalara kulak kesilmişti. Bir aralık birisinin “Bayan G memleketine, Esperenza’ya gitti.” denildiğini duydu. Kimin söylediğine bakmadı. Hem bunun ne önemi vardı ki ? Gitmişti. Kısa, kumaral saçlı öğretmen gitmişti. O güzel duyguları, adına yazılan şiirleri duyamadan gitmişti. Öğretmen, içinde kopan fırtınaları, hayallerini, düşlerini söyleyememişti.

Bir gün o güzel yüreğini birisine açmak için sakladı ve öğrencilerine doğru yürüdü…

Fotoğraflar: Fubiz  Pinterest  Pinterest  Taylor Photography

Başka başka

Leyla ile Mecnun Dizisi Karakterlerinin Suluboya ile Yapılmış Resimleri Sanatlı Bi Blog 12

Leyla ile Mecnun Dizisi Karakterlerinin Suluboya ile Yapılmış Resimleri

Ünlü absürt komedi tarzındaki dizi Leyla ile Mecnun karakterlerinin sulu boyayla resmedilmiş sevimli portrelerini yapan isim …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.