Anasayfa / Görsel Sanatlar / Resim / Vincent Van Gogh’un Tablolarını Neden Çok Severiz?
Vincent Van Gogh'un Tablolarını Neden Çok Severiz? Sanatlı Bi Blog 9

Vincent Van Gogh’un Tablolarını Neden Çok Severiz?

Şüphesiz ki sanatla ilgili olan olmayan çoğu kişiyi ilk gördüğü andan itibaren etkileyen Van Gogh Tabloları neden insanları bu denli kendine çekiyor? İlk görüşten itibaren hareket edecekmiş gibi görünen objeler, resmin içine izleyici davet eden bir his ve renklerin zıtlığında anlam bulan yaratıcılık.

İlk olarak kullandığı renkler: sarı, mavi ve kırmızı; Kontrast üç ana renk ve bu renklere ait karışımlar. Doğada en çok bulunan bu renklerin bizlere yabancı olmaması ve doğayı andırması kolay kavramayı, aynı zamanda Gestalt Psikolojisine göre yakınlık ve benzerlik ilkeleri ile açıklanabilir. Yakınlık ilkesine göre: “nesneleri algılarken birbirine yakın olanları grup oluşturarak algılarız”. Benzerlik ilkesine göre ise: “parçalar birbirine benziyorsa bizler bu çeşitli parçaları algısal olarak birbirleriyle gruplarız.” Tablolar her ne kadar hayali görünse de hayata yakınlık ile bizlere yakın gelir. Bu bir nevi kendimize benzer insanları sevmemiz gibidir.

Doğa resimlerinde kullandığı renk karışımlarını parlak bir etki yaratacak biçimde kullanması. Kim sevmez canlı, cıvıl cıvıl bir dünyayı. Mutlu olmak için yaşıyoruz değil mi!

Doğa veya manzara resimlerinde nesneleri rüzgar önünde savrulmuş olarak tasvir etse de tabloların genelinde gerçeklik duygusunun ağır basması.

Van Gogh‘un ilk dönem resimleri genellikle portre ve iç mekan resimlerdir. Hollanda geleneği olarak tabir edilen koyu renklerin ağır bastığı kasvetli resimlerdir. Bunun en güzel örneğini 1885 yılında resmettiği ilk önemli eseri Patates Yiyenler adlı tabloda görebilirsiniz. Van Gogh‘a renkli ve canlı resimler yapmasını söyleyen kardeşi Theo‘dur.

Van Gogh‘un etkileyici bir diğer yanı ise renk kullanımındaki ustalığıdır. Karşıt renklerden yeni bir dünya yaratmak onun en etkileyici taraflarındandır. Gece Kafe adlı eserinde ortadaki bilardo masası dışında hiçbir şeyin gölgesinin olmaması, tablonun genelinin kırmızı ve yeşil renge hakim olarak boğuculuğu temsil etmesi, zeminde ise sarı ve yeşilin tonlarının bulunması ama resmin mor bir hava yansıtması. Müthiş!

Kendi döneminde kimsenin aklına gelmeyecek renkleri yanyana kullanan Vincent Van Gogh‘un en belirgin eseri Ayçiçekleri adlı tablosudur. Sarı bir zemine yine sarının tonlarında ayçiçekleri resmeden Van Gogh, resim tarihine de yeni bir teknik hediye eder. Tabiki sarıyı bu denli fazla kullanışı hakkında bir çok rivayet olsa da ona da başka bir haberimizde değinelim 🙂

Özellikle 1888 yılında Fransa Arles kentinde kiraladığı evin odasının yatak odasını resmettiği Yatak Odası tablosu kendisine bakan herkes de sıcak bir etki yaratır. Her şey çok güzel, şirin ve canlı görünür. Yalnız bir süre sonra tuhaf şeyler hissetmeye başlanır. Tabloda bulunan bir yatak, küçük bir masa, iki sandalye, karşılıklı iki kapı, bir pencere, duvarda asılı bir havlu, birkaç giysi, bir şapka ve yine duvarda asılı olan tablolar bir anda uçacakmış gibi olur. Her şey sanki bir anda havalanıp uçacak ya da izleyiciyi odanın içerisine davet eden bir his.

Kaynak: Çocuklara Ressamlar: Van Gogh – Durmuş Akbulut | Tablolar

loading...

Başka başka

Babasından Öğrendiği Çizim Teknikleri ile Müthiş Resimler Yapan Genç Sanatçı: "Helen Rose" Sanatlı Bi Blog 28

Babasından Öğrendiği Çizim Teknikleri ile Müthiş Resimler Yapan Genç Sanatçı: “Helen Rose”

Babasından öğrendiği çizim teknikleri ile muhteşem resimler yapan genç sanatçı Helen Rose‘un arşivine hoş geldiniz. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.