Paste your Google Webmaster Tools verification code here
Türkçeyi renk renk, nakış nakış dokuyan bir dil emekçisi: YAŞAR KEMAL Sanatlı Bi Blog 8

Türkçeyi renk renk, nakış nakış dokuyan bir dil emekçisi: YAŞAR KEMAL

“Yaşar Kemal’in kelimeleri matbaa mürekkebi olarak sayfalara dökülmüyordu. Her kelimenin bir rengi vardı. Rengârenkti cümleleri. Üstelik sadece ana renkler değil, renkleri buluşturup öyle tonlar tasvir ediyordu ki, onun gözünden doğaya bakmak için her şeyimi veririm diye düşünüyordu insan. Mesela kırmızı sadece kırmızı değildi. Bir taşın kırmızısıydı, bir biber tarlasının rengiydi. Sarı sadece sarı değildi. Türlü türlü tonları vardı. Sonbahar düşünce toprağa, başlardı romanlarında sarı bir tablo yapmaya. Sarının bütün tonlarını, çiçekte, böcekte, bir kuşun kanadında, toprağın yarılan karnında, saatlerce resmederdi. Bana “Çok baskın renkler kullanıyorsun, yapma” diye eleştirilerin iletildiği günlerde gelmişti atölyeme. “Bu renk deryasında yüzmeye geldim” diye coşkulu bir şekilde tabloları incelemiş, “Ben ressamımı nihayet buldum” demişti. Renkler kadar ona coşku veren, renkler kadar onu mutlu eden, renkler kadar güzel anlattığı başka bir şey yoktu. Çocukken yaşadığı talihsiz olay yüzünden yitirdiği bir gözü onun dünyasını karartmamış, ona renklerin büyülü dünyasını herkesten farklı görme şansını getirmişti.”

– Ahmet Gümüştekin (Ressam)

Efsane yazar Yaşar Kemal aramızdan ayrılalı 1 yıl oluyor. Bizler de sanatlıbibog ailesi olarak bu büyük ustayı ölümünün 1. yılında saygı ve hürmetle anıyoruz. Bu çalışmamızda Dr. Orhan Özdemir‘in Yaşar Kemal‘i anlattığı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Hepimizi utandıran

Yaşar Kemal’in yapıtlarını okuyan her insanın, kendisi ve yapıtları hakkında bir değerlendirmesi vardır kuşkusuz. Ne var ki ben, dünyaca ünlü bu usta yazarımız hakkında ne söyleyeceğimi düşünürken bocaladığımı açık etmeliyim.

Söylenecek şeyin çokluğundan sıyrılıp aklıma gelenleri yazmak iyi bir çözümdü. Ben de aklıma gelenleri şöyle sıraladım: İyilik, güzellik ve barışa adanmış bir ömür… Özgürlüğü dilinden eksik etmeyen bir mücadele insanı… Türkçeyi renk renk, nakış nakış dokuyan bir dil emekçisi. Kırk dile çevrilmiş yapıtlarıyla Çukurova’dan tüm insanlığa seslenen usta bir roman yazarı…

En alttan başlayıp dünyanın tanıdığı bir yazar konumuna gelmek, kolay başarılabilir bir şey olmasa gerek. Yoksulluk nedeniyle ortaokulu bile bitirememişken, bilinçli bir tercihle yeniden okumaya ve daha sonra da yazmaya yönelmek, bugün bile az rastlanır olaylardandır.

Yaşar Kemal, okudukları ve biriktirdikleriyle aydınlığın ucunu yakalamış, bunun ardından sürekli olarak ışığın kaynağına doğru yürümeyi hedeflemiştir. Bu yolculuk sırasında erken sayılabilecek bir dönemde, aydınlanmanın ancak “halkın dili”nde olacağının ayırdına varmıştır. Çeşitli yazılarında, halkın dilinde yazılmasının önemini vurgulamaktadır. Zaten içinde büyüdüğü sözlü öykücülük geleneğini, yazmaya başladığı dönemlerde daha da pekiştirmiştir. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino  ve Arif Dino gibi sanatçı ve yazarlarla tanışmasının da bunda etkili olduğu söylenebilir.

Yine bu etkiyle Adana Halkevi ile bağlantı kurması, onun halkbilime (folklor) ilgi duymasına neden olmuştur. 1943’de Adana Halkevi Dil, Edebiyat ve Tarih Şubesince basılan “Ağıtlar I” kitabı, yazarın ilk kitabı olmaktadır.

Halk dilinden ve halkın öyküleme geleneğinden yararlanarak roman ve öykülerini yazması, Yaşar Kemal’in yapıtlarının okuyucuyu kolayca sarmasını ve konunun derinliklerine çekmesini sağlamaktadır. Örneğin, İnce Memed’i 1970’lerin başında kendi köyümde okur- yazarlığı olmayan orta yaşın üzerindeki kadınlara günün belli saatlerinde okuduğumda, kadınların romana şaşılacak kadar çok ilgi duyduklarını görmüştüm. Romanı, onar sayfalık kısa bölümler halinde okuduğumdan; ertesi gün okuma saatini heyecanla bekliyorlar, biraz gecikmem durumunda bana kızıyorlardı. Roman okunurken, Abdi Ağa’ya, Topal Ali’ye lanetler yağdırıyorlar; İnce Memed’le Hatçe’nin başına bir bela gelmesin diye dua ediyorlardı.

Yazarın tüm roman ve öykülerinde olduğu gibi, denemelerinde de kötüye, kötülüklere savaş açtığı görülmektedir. 1961’de basılan “Taş Çatlasa” adlı kitabında yer alan “Çizgi “ başlıklı yazısından bazı düşüncelerini aşağıya aktarıyorum:

“Ne güzel, ne güzel evrende gizler bulmak. İnsan kafasının karanlıkları delmesi ne güzel.”

“Ama ne kötü, bütün dünya üstünde insanın insanı sömürmesi… Birtakım insanların birtakım insanları kul köle etmesi… İnsanların ömürlerini doldurmadan hastalıklar elinden gitmesi… Bir yandan insan kafası uzaya insan gönderirken, yığınlarca insanın okuyup yazması olmaması, dünyadan habersiz, ilkel insan hayatını yaşaması, ne korkunç. Her insan kafası uzaya adam gönderecek kadar bilgili olamaz, biliyoruz. Ama böyle bir çağda da insan ilk insanın hayatını yaşar mı? İşte bizi kahreden bu. Bizi utandıran bu. Herkesin ekmek bulduğu, hiç kimsenin kimse tarafından sömürülmediği, herkesin en azından okur yazar olduğu dünya olmalıydı uzaya giden dünyamız.”

Böyle onurlu yazarları olan bir ülkenin yurttaşı olarak, onlarla yalnızca övünmek yeterli olmamaktadır. Her birimizin aynı zamanda bu yazarlara yaraşır yurttaşlar olmak sorumluluğumuzun da olduğu kanısındayım.

Ülkemize ve tüm insanlığa bıraktığı eşsiz miras için Yaşar Kemal’e sevgi ve saygıyla.

Kaynak: mersinimecehaber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.